13 Mart 2012 Salı

Sivas:Yandı,Bitti,Aşındı





G harfi boştur yangın kovalarının
ki ortaya çıkar
dolu olanları okununca
madımak oteli'nin merdivenlerinde
kurtulmayı bekleyenler için
verilen karar: Yan ın





Bütün cümlelerim kaybolmuş gibi hissediyorum bugün.Ne desem,nasıl cümle kursam olmayacak.İçimde acıyan,içimde bana ağır gelen bir yük var.İçimde hem insanlık için çırpınan hem de insanlığı öldürenleri katletmek isteyen insanlıkdışı bir varlık var.İçim çok karışık,içim çok yaralı bugün.

Benim ülkem muazzam geçmişine rağmen boynu bükük yaşar.Alışmışızdır kendimizle çokça övünürken bile birilerine boyun eğmeye,kendi içimizde yaralar taşımaya,kendimizi en çok kendimizin yaralamasına.Bilmem kaç milleti bir arada yaşatabilirken birdenbire kardeşin kardeşi vurduğu,can almanın nefes alırcasına doğallaştığı bir kara parçası haline gelmişizdir ve en çok bunu fark etmemeyi bilmişizdir.Hem yarayızdır,hem merhem,hem de acı...Benim ülkem kendi içinde dirliksiz,kendi kendini tüketendir.İşte Sivas Katliamı da kendimizde açtığımız en büyük yaradır.

1993'ün 2 Temmuz'u...Kara leke olarak nitelendiririz ya,bilemedik kara'nın bugünün yanında parlayacağını.35 kişinin katledildiği,bir insanın diğer bir insanın canını zevkle almasını ideolojisine bağlayıp içini sadece bu kadarcık bir açıklamayla rahatlatabildiği ve can almanın meşrulaştığı,katillere alkışların yağdığı gün.

O günden bugüne kimileri insan öldürmenin ne demek olduğunu bile düşünmeden zaferini kutlar,kimi can alanları adalete teslim eder,kendince vicdan rahatlatır kimi de farkındadır adaletin de vefanın da yarayı kapatamayacağının.Gidenler mi?Andık evet.Her sene aynı gün aynı saatlerde.Bu kadardık çünkü biz,elimizden fazlası gelmedi.Düşemedik katillerin peşine adamakıllı ya da düştük ama engellendik.İşine gelmedik bazı insanların,sustuk.Bekledik yine de,neyi beklediğimizi bilmeden.

Ve 2012'nin 13 Mart'ı...Şimdi herkesin teknoloji çağı,uzay çağı,bilişim çağı vb isimlerle değerlendirdiği çağda medeniyet enkazlarının arasında zaman aşımına uğradık.Ne gideni alabildik yanımıza,ne kalanın sabrı olabildik,ne de adalete rast geldik.Hem beklediğimiz hem de içten içe umut beslediğimiz bir gerisayımda sıfıra çaresizce ulaştık.

Elimizde kalan zaman aşımları,lekeler,yok oluşlar oldu.Ağlayışlar,ağıtlar,sönmüş merhametler,öldürülen insanlık oldu.Elimizde kalanlar yukardan birilerinin "Vatana millete hayırlı olsun."ları oldu.Asım'ı da kurtaramadık,Metin'i de,Hasret'i de,Behçet'i de,Muhlis'i de...En küçüğü 12 yaşında olan 35 insanı ülkenin kocaman bir utanç belgesi olan otel enkazında yapayalnız bıraktık.Zaman aşımıyla Sivas'ın bugün bir kez daha yakılmasına yine engel olamadık.Hepimize geçmiş olsun.

                                                                 "UNUTMAYIN"


Bu yazıya ve diğer yazılarıma buradan da ulaşabilirsiniz: http://neyinkafasi.com/author/mervee/

2 Mart 2012 Cuma

Etrafımızdaki Sığırlar'a İthafen

Malesef hemen hepimizin etrafında bunlardan var.Onlardan her zaman sıyrılmanız,kitaplara ömrünüzü adamanız ve bunu yaparken huzur bulmanız dileklerimle efenim.



1 Mart 2012 Perşembe

"Okuyan Çaldıran" Kampanyası


Merhabalar,
Her zamankinden biraz daha farklı bir konuyu ele almak üzere oturdum bilgisayarımın başına.İtiraf etmeliyim ki tam olarak nereden başlamam gerektiğini kestiremiyorum.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki eğer kafatasçıysanız,insana değil ideolojisine,kültürüne bakıyorsanız bu yazıyı okumayı hemen bırakabilirsiniz.
Van’da yaşanan deprem dolayısıyla insanların hayatı durdu denebilir orada.En temel ihtiyaçlardan son akla geleceklere kadar pek çok konuda noksanlık,yaşamın sonlanması durumu söz konusu bildiğiniz üzere.Biz de bir yerlerden başlayıp oralardaki insanlara yardım etmek istedik.
Van’ın Çaldıran ilçesinde bir kampanya başlatıldı;Kaymakamlık bünyesinde.İlçe Milli Eğitim Müdürü de projeye destek sağlamış durumda.Şimdi bize düşen ise bu kampanyayı duyurabildiğimiz kadar çok insana duyurmak ve elimizden geldiğince destek olmak.
Biz Anadolu Üniversitesi Edebiyat Kulübü olarak bu projeye katkıda bulunmak istedik ve okul/şehir bünyesinde bir hareket başlattık.Duyurularımızı daha büyük kitleye ulaştırabilmek adına çeşitli bölgelere afiş asarak ve sosyal medyadan faydalanarak insanların ilgisini bu konuya çekmeye çalışıyoruz.Ayrıca okul içinde belli yerlere stand kurarak kitapların tek bir elde toplanmasını sağlayacağız.
Malesef inanmayanlar,yardımların ulaşıp ulaşmayacağını merak edenler çıkacaktır.Bunun da Çaldıran Kaymakamlığı’ndan imzalı belgemizle ve yardımlarımızın ulaştığına dair yine Kaymakamlık’tan alınacak belgemizle garantisini veriyoruz. Ayrıca kitapların Van’a ulaştırılması için Van’ın otobüs firması da bize ve bu kampanyaya gönül veren herkese yardımcı olacaklarını ve kitapları ücretsiz olarak Van’a ulaştıracaklarını bildirdiler.
İşin -daha çok büyük firmalar ya da kişiler için daha cezbedici olsa da- en güzel yanı ise sizin yardımlarınıza vefa borcu olarak kütüphanede çokça yardım yapan büyük kişi ya da kurumlara teşekkür belgesi verileceği ve onların adına kütüphanede bir köşe oluşturulacağıdır.

Siz de bizimle beraber olmak isterseniz lütfen duyuru aşamasında ve kitap toplanması aşamasında bizlerden desteğinizi esirgemeyiniz.
Bkz. Kampanyaya dair daha detaylı bilgi ve güvence almak isteyenler için: http://www.projevan.gncekip.com/    
                                                                                                          : http://www.caldiran.gov.tr/

11 Şubat 2012 Cumartesi

Tatil Günlükleri vol.2

Bir önceki günlüğün devamı olan yazıma hoş geldiniz efendim.Bu yazımda da sizlere tatil zamanlarımın izlenimlerini,deneyimlerini,tavsiyelerini sunmaya devam edeceğim.Öhöm..


-1 haftadır film izleme seansları yapıyoruz sevgili kuzenimle.Kendisi her zaman psikopat gibi film izleyen,bir filmi defalarca izlemekten zevk alıp filmleri özümseyen bir insan olduğundan benim de uzun zamandır ara verdiğim film izleme seanslarıma dönmemi sağladı sağolsun.Kendisine teşekkürlerimi yağdırıyorum.


Öncelikle Acid House'dan başlamalıyım.Her zaman işlenen konuların aksine uyuşturucu,hap kullanımı ve hippi,uçarı yaşam tarzlarını izleyiciye yansıtması açısından gayet gerçekçi bir film olmuş.Fantastik unsurlarla süslenmiş bir film.Bana Requiem For a Dream'i anımsattı ama o filmi de malesef tamamen izleyemediğim için bu konuda iddialı cümleler de kuramam.Klasik Amerikan filmleri,insanı baygınlık derecesine getirmiş aynı tarz romantik komedilerden kaçmak adına güzel bir seçenek olabilir.


Chicago'yu izlemediyseniz ve müzikal izlemekten hoşlanıyorsanız elinizde ne iş varsa hemen bırakın ve izlemeye başlayın!Gerek sahneleri,gerek oyuncuları,gerek kostümleri ve gerek konusuyla gerçekten çok eğlenceli ve izlenesi bir yapım."Keşke ben de aralarında olsam da o kıyafetlerden giysem.." diye düşündürmediği bir sahnesi olmadı bana.Umarım beğenirsiniz.


Son olarak da A Dangerous Method öneriyorum.Film konusu itibariyle ağır gitse de -en azından benim için öyleydi- garip bir hazla ve merakla da izlemekten alamıyorsunuz kendinizi.Keira Knightley hayatının oyunculuğunu yapmış diye düşünüyorum.Daha ilk sahneden kendine hayran bırakan bir performans sergiliyor.Filmin sonundaki boşluk hissi ise çoğu insana bir şey anlamadığını ve filmi boşuna izlediğini hissettirse de benim en sevdiğimdir."Ne oldu,ne bitti?", "Eee yani?" diye sizi ortada bıraktığını düşündürse de sonu açık filmler her zaman tercihimdir.


-Kitap okumak tatilimin en güzel yanını oluşturuyor,artık ezberlemişsinizdir siz de bunu.Öneri,tavsiye niteliğinde bir kitap yazamam sizlere -şu an için en azından-. Ama bilin ki Berna Moran diye bir edebiyat eleştirmeni,bir yazar bu dünyaya gelmiş ve Türk edebiyatına muazzam bir soluk getirmiştir.O'nu okumak ise herkesin harcı değildir,ki bence zaten olmamalıdır da,ve hayatınızın en iddialı,en mükemmel farklarındandır.Kendisiyle tanışma şerefine nail olmak istediklerimdendir ve fakat mümkün olmayandır.


"İlla da tavsiye!" derseniz de Charles Dickens'tan Büyük Umutlar ellerinizden öper.


-Kusura bakmayın ama korkarım Yalan Dünya izlerken içimdeki bütün gülme istekleri bir elektrik süpürgesi tarafından çekilmiş gibi hissediyorum.Ablamın gençliğinden tanıdığım arkadaşı Bartu abiden özellikle kaçıyorum ki sevdiğim,gerçek hayatta daha ilginç ve yaratıcı komiklikleri,esprileri olan nostaljik adama saygımı yitirmeyeyim.Hele Olgun Şimşek'in Yalan Dünya'daki tiplemesini mümkün mertebe duymayayım bile.Lütfen izlemediğimi,izlediğim sahnelerinden de hoşnut kalmadığımı aklınızda bulundurun ve bana o diziden,karakterlerden -izlemediğim için bilmediğim- esprilerle gelmeyin ki yüzünüze boş boş bakmayayım.Size iyi seyirler..


-Kerem Görsev dinlemek hoştur,candır.Kendisini tanımıyorsanız,henüz dinlemediyseniz bir an önce kendisiyle tanışmanızı arzularım.Böyle müzik yapan adamlar da var!


Sanırım tatil günlüklerinin bu parçasından da şimdilik bu kadar.Tavsiyelerimi dikkate alırsanız eğer şimdiden teşekkür ederim;"Hadi ordan sen de!" derseniz de "Kayıp bana değil size." der,çeker giderim.


Buyrun,bu da fon müziğiniz:Barış abime saygılarım,derin özlemlerimle..




Ayrıca buradan: http://neyinkafasi.com/tatil-gunlukleri-vol-2/

7 Şubat 2012 Salı


 Arka Kapak
 Bulantı, XX. yüzyılın en etkili düşünürlerinden Jean-Paul Sartre’ın ilk   romanı.Bireyin kökten özgürlüğünü vurgulayan varoluşçu akımın sözcülüğünü üstlenen Sartre, adını 1938′de yayımlanan bu romanıyla duyurmuştu.Günlük biçiminde yazdığı bu kitabında, romanın kahramanı Roquentin’in dünya karşısında duyduğu tiksintiyi anlatıyordu.Bu tiksinti yalnızca dış dünyaya değil,Roquentin’in kendi bedenine de yönelikti.Roman,bazı eleştirmenler tarafından,hastalıklı bir durumun,bir tür nevrotik kaçışın ifadesi olarak değerlendirilse de,Bulantı,yansıttığı güçlü bireyci ve toplum karşıtı düşüncelerle,sonradan Sartre’ın felsefesinin temellerini oluşturacak birçok konuya yer veren özgün bir yapıttı.”Varoluş”la yüz yüze gelen Roquentin’in geçirdiği değişimi anlatan Bulantı,varoluşçuluğun kült kitaplarından biri oldu.XX. yüzyıl roman sanatında da önemli bir yeri olan bu eseri,Selahattin Hilav’ın usta işi çevirisiyle sunuyoruz.

Okur Yorumu
Uzun zamandır adını duyduğum,kitap zevkine güvendiğim birkaç arkadaşım tarafından da tavsiye edilenBulantı,başlarda gözümü korkutmadı desem yalan olur.Sartre’ın düşünceleri -özellikle de- Varoluşçuluk akımını açıklaması itibariyle ağır geleceğini düşündüm ve kaçtım.Fakat zor da olsa romana eğilince işin rengi -kendi adıma- değişti.
Çok beklemediğim gibi değildi.Okurken anlamakta ve yorumlamakta zorlandığım,kitabı ayrı bir köşeye kendimi ayrı bir köşeye atmak istediğim zamanlarım oldu fakat Sartre’ın en anlaşılmaz,ulaşılmaz görünen düşüncelerini bile okuru kendine bağlayan dil kullanımıyla vermesi kitaptan kopmama engel oldu.
Bir kere,her şeyden önce,Sartre’ın durumu ya da olayı okura anlatırken kullandığı betimlemeler ve benzetmeler çok başarılı.Okurdan kopmamak adına yapıyormuş gibi hissediyorsunuz.Oysa öyle bir derdinin olmadığı -romanın bütününe bakarsak- aşikar.En soyut kavramı bile okura somutlaştırarak vermesi işleri biraz daha kolaylaştırıyor.Bir yandan durumu anlayabilmeniz sizi kitaba yönlendirirken diğer yandan da benzetmelerin farklılığına,özgünlüğüne dikkat çekiyorsunuz.
Roquentin’in -başkarakter- kendi içinde yaşadığı bulantı,bir zaman sonra sizi de sarıyor.Bunun psikolojik mi fizyolojik mi olduğunu anlamaya çalışırken kendinizi Roquentin’in ruhunda buluveriyorsunuz.Sartre bunu sağlamak için ne yapmış bilmiyorum ama okuru sarıp sarmalamak;Roquentin’in düşüncelerini,hislerini sadece açıklamak değil bunu hissettirmek konusunda başarılı olduğu kesin.
Varoluşçuluk akımını açıkladığı,özüne indiği bölümlerde bunu örneklerle pekiştirmesi açısındansa okuru yormayan bir anlatıma sahip.Başlarda biraz zorlayıcı olsa da Sartre ister istemez okura yardımcı oluyor.
Özetle; Sartre’ı ve özellikle de Bulantı’yı okumaktan kaçıyorsanız,bir an önce kitaba ve yazara ulaşın derim.İnsanoğlunun kendi içinde çeliştiği,ruhunu çözümlemeye çalıştığı ve bir yandan da felsefi bir akıma ışık tutması açısından bu roman okura yol gösterici nitelikte.İyi okumalar..*
*Yazının orjinali için: http://neyinkafasi.com/bulanti/

5 Şubat 2012 Pazar

Tavsiye Blog

Tavsiyedir hatta takipçilerime bir zorunluluktur: Bu yazı,bu blog okunacak/takip edilecek!

Hadi bakalım gençler..



http://birgaripinsankisisi.blogspot.com/2012/02/okumalk.html?spref=fb

PS. "Normal kol çantasını sırtına takıp(daha çok takmaya çalıp), çizgilere basmadan zıplayıp hoplarken abidik kubidik şarkılar söyleyerek kampüste gezen" benim!
PS2. Paylaşılan şarkı da caaanım ciğerim Ümit Besen'dir,kendisine hayranımdır,yazının sonunda tarafımca sevilmesinden ötürü paylaşıldığı ifade edilir.







3 Şubat 2012 Cuma

Tatil Günlükleri vol.1

Yazılarıma uzun zaman ara vermekten kendimi alamama hastalığına tutulmuş olmalıyım.Hem vakti bol olup hem de vakti olmayan,hem yapacak bir sürü işi olup hem de boş gezen bir insanım.Bir anda pek çok şey olabiliyorum.Bayılırım diyalektik düşünmeye,yaşamaya!Ah keşke bir de klonlanma işi hallolsa da bir anda pek çok yerde de olabilsem..


Yazmak için net bir konu belirlemek istedim ama birçok konu arasında konusuz kaldım.Ya düşündüğüm konulara dair yazmak istemedim,ya yazmaya fırsatım olmadı ya da herkes her şeyi çokça konuştuğu için sabrım tükendi derken kısa bir tatil yazısı olsun istedim.

-İlk olarak şunu söylemeliyim ki: Kar -abartmamak kaydıyla- candır.Mevsim gereğidir akar arkadaşım!Ne diye bu kadar şenlikler,şölenler yaparsınız;ne diye bunalımlardan bunalım yapıp bunu felaket gibi gösterirsiniz anlamam.Ne der annem bilir misiniz? "Kış kışlığını yapacak,puşt puştluğunu." Ayrıca asıl felaket her mevsimi gereği gibi yaşamazsak,kışın kar yazın güneş görmezsek çıkar.Bunu böyle biliniz ve karı adabıyla seviniz.


-Tatil demek benim için -istemdışı yoğunluklar ve akabinde gelişen isyanlarım dışında- kitap demektir.En sevdiğimdir anlayacağınız.Haliyle harala gürele başladım okumaya.Ama yetişmiyor,yetişmiyor,yetişmiyor.Okumam gereken yığınla kitap var,kitaplığımda beni bekleyen kitaplar var,yeniler var,eskiler var..Var oğlu var!Oysa ömür dediğin kısacık,kendine/kitabına ayırabildiğin zaman -sorumluluklar,okul vs dışında- çok az.O yüzden yetişememek hayatımın temel taşlarından birini oluşturuyor.Bu konuda da aforizma hazırladım tabi ki,üstelik de kültürüne çokça imrendiğim/saygı duyduğum Faruk Abi'den: "Kitap çok,ömür az."


-Her şey bu kadar dingin ve güzel giderken müzik molası olmazsa olmaz.Kendime sakladığım,özellikle tüketim toplumu manyaklığına kapılmış insanlardan gizlediğim canım müziklerim,ezgilerim,seslerim..İsim vermek niyetinde değilim ama tavsiyemdir: Kendinize ait,size özel olan,koynunuzdan çıkarmaya kıyamadığınız bir melodiniz,bir müziğiniz olsun.Alsın götürsün sizi,dinginliğe ulaştırsın.Kendinize özel bir şeylere sahip olmanız -kitap,müzik,film,mekan,aktivite vs ne olursa olsun- hayata bağlanmanız için en güzel nedenleri sunar size en ummadığınız anlarda.


-Şu an okumakta olduğum Bulantı,kendini zorlayarak ama aşarak okumayı seven herkese tavsiyemdir.Bazen gerçekten mide bulantısı hissetmem fiziksel midir,psikolojik midir bilemem ama kendisinden garip bir haz duyduğum kesin.Sanki Sartre'ı anlamışım,O'nun anlatmak istediği yere varmışım gibi.Akıl almaz benzetmeleri,benzersiz düşünce yöntemleri etkileyici-anlayana-.


-Bütün bunların arasında ise eski dostu görmek en can yanı oldu bu tatil işinin.3,5 - 4 senedir görmediğim/göremediğim özel bir insanla görüştüm,kendime geldim.Kaldığımız yerden devam eder gibi,mesafeler aramıza hiç girmemiş gibi konuştuk,konuştuk,konuştuk.Araya giren yılları devirdik,eski günleri yad ettik,çocuk düşüncelerimize doyasıya güldük.Yaşananları gözden geçirdik,birbirimize destek olduk.Eski dostun verdiği haz,sohbetinin doyumsuz tadı kimselerde olmuyor.Bazı şeyler 3-4 sene önce bile olsa daha can,daha samimi,daha sıcak duygular yaşatıyor insana.Terk ettiğin diyarlara yıllar sonra dönmüşsün de evinde hissediyormuşsun gibi..Tabi can dostumuz çayın bize eşlik etmesi de tadından yenmez bir hale getirdi yıllar sonraki buluşmamızı.
Hele bir de "İyi ki var." diye düşündüklerinizdense..En yakın zamanda -ihtimal olarak sunduğu- Eskişehir'e yerleşmesi dileğimle.. :)



Şimdilik olan biten bu kadar.Bu sefer fazlasıyla günlük formatında oldu yazım ama buna da ihtiyacım olduğunu hissediyorum bazen.Ah benim günlük yazdıran çocukluğum,nerelerdesin?


PS. Yazı başlığından da anlayacağınız üzere yazımın devamı gelecektir;bekleyiniz,takip ediniz.(Aynı yazıya buradan da ulaşabilirsiniz:  http://neyinkafasi.com/tatil-gunlukleri-1/  )
PS2. Bu şarkı da hediyem olsun.Bu kıyağımı da unutmayın,özeldir kendisi.Tadını çıkarın.